Analiz

Network (Şebeke)

Tiyatro kökenli bir aileden gelen, 1924 doğumlu Sidney Lumet; 4 yaşından itibaren tiyatronun içinde büyümüş, tabiri caizse tiyatronun tozunu yutmuş ve buradan aldığı bilgi birikimini, filmlerinde kullanmaktan çekinmemiş bir yönetmen. Yönetmenlik kariyerine, 50’lerde Tv dizileri ile başlayan Lumet, 1957 yılında çektiği ilk sinema filmi ’12 Angry Men’ (12 Öfkeli Adam) ile büyük başarı sağlayarak dikkatleri üzerine çekmeyi başarmıştı. Yönetmenin zengin tiyatro deneyimini yansıtan ve tek mekânda geçen film, dönemin şartlarının üstünde bir yönetmenlik başarısıydı ve sinema eleştirmenlerinin tabiriyle tiyatrovari bir sinemaya geçişin örneğiydi. Kariyerine hızlı adımlarla devam eden ve bu alanda yükselen Sidney Lumet, 75’de çektiği ‘Dog Day Afternoon’ ve bir yıl sonraki filmi Network (Şebeke) ile bireyin trajik yaşamı üzerinden, dönemin toplum/sistem yapısını gayet eleştirel bir şekilde – ki bu o dönem için cesur bir hareketle – beyazperdeye aktardı.

Network

‘NETWORK’(Şebeke) ÜZERİNDEN MEDYANIN ACIMASIZ ve GERÇEK PORTRESİ…

(Dikkat spoiler/sürpriz bozan içerir.)

Beni dinleyin! Televizyon gerçek değildir. Televizyon, lanet olası bir eğlence parkıdır. Televizyon bir sirk, bir karnaval, seyahat eden akrobatların, hikayecilerin, dansçıların, şarkıcıların, jonglörlerin, aslan terbiyecilerinin ve futbolcuların olduğu bir dünyadır. Bir zaman geçirme aracıdır. Eğer gerçeği istiyorsanız, Tanrı’ya gidin. Bilgelere danışın. Kendinizle yüzleşin. Çünkü asıl gerçeği bulabileceğiniz tek yer orasıdır. Bizden hiçbir gerçeği öğrenemezsiniz millet… Network – Howard Bale

Senaryosunu Paddy Chayefsky’ın yazdığı ‘Network’ (Şebeke), yazınsal boyutuyla ön plana çıkan ve bunun yanında Lumet’in başarılı yönetmenlik anlayışıyla birlikte kült filmler arasına giren bir film. Faye Dunaway, Peter Finch, William Holden ve Robert Duvall’ın başrollerini paylaştığı ‘Network’ (Şebeke), dönemin, hatta hala süre gelen medya anlayışının, acımasız ve gerçek bir portresini çiziyor.

Film, yıllarca ana haber sunan, eski TV kültüründen gelmiş fakat düşük izlenme oranları ve yönetimin el değiştirmesi yüzünden, kovulmanın eşiğinde olan Howard Bale (Peter Finch) ile başlıyor. Haber programının direktörlüğünü yapan ve yakın arkadaşı olan Max’den (William Holden), bir akşam kesin olarak kovulacağını öğrendiğinde, programa çıkar ve işinin olmadığı bir hayatın anlamsızlığından bahsederek, bir sonraki hafta canlı yayında intihar edeceğini duyurur. Bu olay üzerinden izleyicinin tepkisi ile karşılaşan kanal, Howard’ı kovup kovmamakta kararsız kalırken, magazinsel program sorumlusu genç ve hırslı Diane (Faye Dunaway) olaya dahil olur. Ona göre Howard , hayalindeki TV programını, bir nevi medya sirkini yaratma yolundaki ilk adımdır. Yaşadığı depresyonla psikolojisi bozulan ve akli dengesini yitiren Howard, kovulmaya yakın, sıradan bir adamken, aniden medya patronlarının elinde bir kuklaya dönüşür. O, artık bir ‘Medya Peygamberi/ Yalancı Mesih’tir.

Lumet, olayların katmanlar halinde birbirini izlediği filmde, ABD’in üst üste yaşadığı buhranlar sonucu ortaya çıkan uyuşuk kitleyi ve bu kitlenin medya tarafından nasıl kontrol altına alındığını gösteriyor.

TELEVİZYONUN İZLEYEN DEĞİL İZLETEN KÖLESİ…

Howard’ı arayan gizemli bir kişi, onun ‘Seçilmiş Kişi/Mesih’ olduğunu söylediğinde, domino taşlarının ilki hareket etmiş olur. O andan itibaren, TV’ye çıkıp, kimsenin yüzleşmediği veya yüzleşemediği her şeyden bahsetmeye başlar. Kendi deyimiyle ayinleri (!), aslında birer TV Show’una dönüşür ve izleyiciler bu Ayin/Showlar sayesinde, ellerindeki kumandayla kontrolün kendisinde olduğunu düşünür. Bu kontrol, Howard’ın ‘Yalancı Mesih’ olması gibi, ‘Yalancı Kontrol ’dür. Çünkü aslında medya patronları ne isterse onu izlemektedirler.   

NetworkFilmin bir diğer kontrolü elinde tuttuğunu sanan ama medya sisteminin kölesi olmuş karakteri Diane’dır. Fikirleri tehlikelidir, aynı zamanda Max’in gelecek için umut taşımamasının en büyük nedenidir. Yine de Max, karısını onunla aldatmaktan geri durmaz çünkü o eski sistemden gelen biri için gelecekle bağlantıdır. Diane, reyting uğruna, gidebileceği en acımasız yere kadar gidebilecek bir karakterdir. Max ile yataktayken bile, programları için yapılacak hamleleri ve izlenme oranlarındaki artışları hayal eder, sürekli bunları konuşur, reyting sayesinden beslenir, yaşar. Aslında televizyonun izleyen değil, izleten kölesidir.

KAPİTALİST DÜNYADA ŞEYTAN ve TANRI…

‘Network’ (Şebeke) filminin kuşkusuz ki en önemli sahnesi, Howard Bale’in, büyük patron Arthur Jensen’ın karşısına çıktığı sahnedir. Lumet’in kamera açısıyla bile çok fazla şey anlattığı bu sahnede Arthur, boyundan büyük laflar ederek Araplarla yapılan önemli bir anlaşmanın zedelenmesine neden olan Howard’a uzun bir tirat atar. Arthur’un söylediklerinin özeti şudur: Kapitalist dünyada, medya ‘Şeytan’sa, parayı kontrol eden şirketlerde ‘Tanrı’dır ve bunun önüne asla geçilemez. Howard işlerine yaramadığı an yani reytingleri düşürdüğü an da Tanrı, Şeytan aracılığıyla onun yok olmasını sağlar.

Tam anlamıyla sistemi, medya ayağı üzerinden eleştiren ‘Network’ (Şebeke), sadece Amerikalıların değil tüm dünyada, geçmişte değil hala günümüzde, TV ile muhattap olmuş herkesin hikayesi olarak özetlenebilir.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Gözde Dikmen

Gözde Dikmen

Sinema Yazarı
1980 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okuyarak filazof olma yolunda ilerleyen Grafik Tasarımcı/Çizer. Sinemaya olan tutkusu çocukluk yıllarında başladı. Yönetmen Ayşegül Doğan’ın Film Okuma Atölyesi sayesinde bu tutkuyu farklı ufuklara taşıdı. Şu an Antalya’da yaşamakta olup, kendi atölyesinde yazıp, çizmekte ve her hafta sinemaya ilgi duyan insanları atölyede toplayıp film gösterimi yapmaktadır.Mail yollamak için linke tıklayın.