Analiz

Lady Macbeth

İSYAN BEDENDE BAŞLAR…

Nikolai Leskov’un ‘Lady Macbeth of Mtsensk’ adlı kitabından, William Oldroyd yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan ‘Lady Macbeth’, katıldığı festivallerde sinema eleştirmenlerinin fazlaca ilgisine maruz kalmıştı. Seveni olduğu kadar, sevmeyeni de olan film, Oldroyd’un ilk uzun metrajlı filmi olmasıyla da dikkat çekti.

Adı dolayısıyla ilk akla William Shakespeare’in iktidar odaklı tragedyası ‘Macbeth’ oyunu gelse de ve filmin ne dönem ne de tema olarak oyunla örtüşen bir yapısı yok gibi görünse de aslında, alt metinde paralel bir yapısı olduğu söylenebilir.

Shakespeare, insanlığın tutkularını, karanlık ve zayıf yanlarını çok doğru bir şekilde işleyen kuşkusuz ki en büyük yazarlardan biri. ‘Macbeth’te ‘Lady Macbeth’ karakteri, kocasını tahta geçirmek için, onu İskoçya Kralı’nı öldürmeye ikna eden karakterdir. Oyunda bu figür haricinde kralı ikna eden diğer figürler ‘Cadılar’dır, yani yine kadınlardır. Bu figürlerde kadın güçlü, şeytani bir varlık olarak gösterilir ama Shakespeare aslında erkeğe bir eleştiri getirmektedir, güçlü bir iradeye sahip kişi kandırılabilir veya ikna edilebilir mi? Filmdeki ‘Lady Macbeth’in, oyundaki ‘Lady Macbeth’ le benzerlikleri olduğu aşikar. Filmde kandırılan/ ikna edilen zayıf karakterli bir erkek olmasına rağmen, isyanı başlatan, iktidarda kalma mücadelesine giren, oyundan farklı olarak filmde kadın bir karakter.

Bu bağlamda ‘Lady Macbeth’ kadın karakteri (Florence Pugh) merkeze alan bir isyan filmi olarak nitelendirilebilir. 19.yüzyıl Avrupası’nda geçen film, minicik korselerin için sıkışmış, toplumdan istenildiği gibi davranmak zorunda kalan, özgür ruhlu genç bir kadının hikayesi. Bir dönem filmi olmasına rağmen günümüzde hala örneklerini görebileceğimiz bir hikâye aslında.

Ailesi tarafından kendisinden yaşça büyük ve zengin biriyle evlendirilen, aslında filmde de söylendiği gibi satılan Lady Katerine’nin, kocasının ve kayınpederinin küçümseyici tavırlarıyla başlayan film, ilerledikçe içine, biraz erotik ve gerilim unsurları da ekleniyor. Koca evde giderek bunalan, kocasının zulmedici ve küçük düşürücü davranışları yüzünden ondan nefret etmeye başlayan Lady Katerine, evdeki çalışanlardan biriyle tutkulu bir ilişkiye başlar. Bu, filmin erotizim öğesini oluştururken, kayınpederinin bu ilişkiyi farketmesi sonuncunda, Lady Katerine’nin belirli yerlerde incelikli, belirli yerlerde hunharca cinayetleriyle gerilim de filmin içine dahil olur.

O dönem için kadın olmanın bir simgesi olan, vücudu hapishaneye çeviren korseyi giymek yerine, çıplaklığı tercih eden, hanımefendi gibi oturmak yerine koltukta yayılmayı seven, evden çıkma yasağına uymayıp rahat kıyafetlerle, saçlarını rüzgârda savurarak yürüyüş yapan Katerine’nin, özellikle temiz havaya duyduğu özlem, sadece ruhsal bir özlemi değil, kadının bedensel özgürlüğünün de simgesini temsil ediyor. Tüm bunlara bakıldığında aslında Lady Katerine, toplumun dayattığı kadın imgesini reddediyor. Ve bu reddedişi ile üzerindeki baskının daha da çok artması sonucu Lady Katerine, bir yıldan ksa bir süre içinde suç ve yalan batağına gömülerek Lady Macbeth’e evriliyor. Filmin belki de tek eksi yanı, bu evrimi çok hızlı bir şekilde veriyor olması.

Sınıf ayrımı, iktidar gibi temaların altan verildiği filmde, açık bir şekilde erkek egemenliğinin baskısı içinde kalan ve gelin olarak satılmış olmasının getirdiği piskoloji ile empati kurmamızı sağlayan yönetmen, Lady Katerine’in olaylar geliştikçe dönüştüğü canavar yüzünden kurulan bu bağı, yavaş yavaş seyircinin elinden alıyor. Özellikle filmin sonunda belli bir yere kadar gelen empatiyi korumak zorlaşıyor. Karaktere beslediğimiz bu duyguların değişimi belki de filmin en güçlü yanını oluşturuyor.

Lady Katerine rolündeki Florence Pugh, başlarda sıkıntıdan oturduğu koltukta uyuya kalan bir genç kızdan hatta çocuktan, baskılar arttıkça ve o tutkularını yaşadıkça, kendi bedenini keşfeden acımaz bir kadına dönüşümünü ustalıkla kotarıyor. Pugh bedensel cazibesini o kadar güzel kullanıyor ki, filmdeki erotizm, kadının en büyük gücünün ve erkeğin en büyük zayıflığının seks olduğunu bir kez daha gösteriyor.

William Oldroyd ‘Lady Macbeth’ ile Shakespeare’in tragedyası üzerinden daha modern, daha cesur ve hiç kuşkusuz ki günümüzde de geçerli olabilecek bir hikâyeyi ustaca yöneterek, izlemesi güzel, üzerinde tartışılacak, dikkate değer bir film ortaya çıkarıyor.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Gözde Dikmen

Gözde Dikmen

Sinema Yazarı
1980 İstanbul doğumlu. İstanbul Üniversitesi’nde Felsefe okuyarak filazof olma yolunda ilerleyen Grafik Tasarımcı/Çizer. Sinemaya olan tutkusu çocukluk yıllarında başladı. Yönetmen Ayşegül Doğan’ın Film Okuma Atölyesi sayesinde bu tutkuyu farklı ufuklara taşıdı. Şu an Antalya’da yaşamakta olup, kendi atölyesinde yazıp, çizmekte ve her hafta sinemaya ilgi duyan insanları atölyede toplayıp film gösterimi yapmaktadır.Mail yollamak için linke tıklayın.