Analiz

David Crononberg imzalı, “Şiddetin Tarihçesi”

David Crononberg imzalı, 2005 yapımı Şiddetin Tarihçesi (History of Violance) şiddetin kökeni, çeşitleri, gündelik hayat ve orta sınıf mantalitesindeki karşılığını anlamaya ve anlatmaya çalışan, çarpıcı bir film. Filmin cevapla(t)mayı umduğu belli başlı soruları aşağıdaki şekilde sıralayabiliriz:

  • Şiddet dürtüsü kontrol edilebilir, tamamıyla bilinçaltına hapsedilebilir mi?
  • Şiddet meşrulaştırılabilir mi ya da hangi şartlarda ve ne şekilde meşrulaştırılabilir?
  • Şiddet davranışını rasyonalize etmek ve steril orta sınıf yaşantısına yedirmek, estetize etmek, haklı çıkarmak mümkün müdür?
  • Şiddetten kaçılabilir mi ya da kendine yönelen bir şiddet davranışı görmezden gelinebilir mi?
  • Şiddetle uzlaşılabilir mi?

David Crononberg, imzalı Şiddetin Tarihçesi (History of Violance)Bu listeyi istediğimiz kadar uzatabiliriz elbette. Ben yine de filmi yukarıdaki sorular bağlamında okumaya çalışacağım.ilmimiz standart bir Tarantino filmi gibi başlar; aksanlı konuşan tekinsiz iki adam, bir motel, üstü açık bir araba, sıcak hava… Henüz farkında olmasak da sahnenin bir cinayet sonrasını betimlediğini hissederiz ve başımıza geleceği az çok tahmin ederiz. Adamlardan biri motele girer, kısa bir süre sonra geri döner, diğer adam arabayı çalıştırır ve yavaşça motel kapısına doğru sürer. Yola çıkmak üzereyken sularının bittiğini fark ederler ve bu sefer diğer adam motele su almaya gider. Yerde kanlar içindeki insanları görünce şaşırmayız, yine de biraz rahatsız oluruz (şiddetin her türlüsüne, ne kadar önceden kestirilebilir olsa da gerekli tepkiyi vermemiz gerekir çünkü), (aynı zamanda adamın ayakkabıları kanlansın da istemeyiz). Adam su sebilini bulur, bidonunu doldururken elinde oyuncak bebeğiyle küçük bir kız çocuğunun ağlayarak kendisine baktığını fark eder. Çocuğa doğru eğilir ve silahını ateşler. Küçük çocuğun yapabileceği hiçbir şey yoktur.

Hemen sonra gördüğü kabustan çığlıklar içinde uyanan aynı yaşlarda başka bir kız çocuğu görürüz. Annesi, babası ve büyük erkek kardeşi küçük kızı sakinleştirmek için yanına gelir ve rüyasında korkunç bir canavar gördüğünü söyleyen kıza canavar diye bir şeyin olmadığının garantisini verirler. Babası küçük kızın başını okşar ve çocuğu huzurlu bir uykuya uğurlar.

Buraya kadar gördüklerimizden ailenin iyi insanların yaşadığı bir kasabada, iyi vatandaşlar ve iyi ebeveynler olarak var olduklarını, yere atılan çöplerden rahatsız olduklarını, eşlerin işe giderken birbirlerini öperek uğurladığını, eşler arasında ölçülü bir cinsel gerilimden fazlasının olmadığını, iş arkadaşlarıyla neredeyse yapay bir uyum içinde yaşandığını görürüz. Göze çarpan herhangi bir aksaklık bulunmamaktadır, yine de başrol oyuncusu işyerine geldiğinde maruz kaldığı bir hikâye ile şiddetin ayak seslerini duymaya ve gündelik hayata ne derece yedirilebileceğini sorgulamaya başlarız. Başrol oyuncusunun iş arkadaşı eski kız arkadaşının hiç olmayacak bir nedenle kendisini çatalla yaraladığını söyler. Burada beklediğimiz adamın olay sonrasında kız arkadaşından hemen ayrıldığını söylemesidir ama o “Hayır, onunla evlendim. Kimse mükemmel değildir.” der.  Bahsi geçen replik film için bir kırılmaya işaret eder, çünkü şiddetin hayatın dışında tutulmayışı ve gündelik hayata yedirilişinin ipuçlarını verir.

David Crononberg, imzalı Şiddetin Tarihçesi (History of Violance)

Hemen sonrasında filmin başında gördüğümüz “kötü adamlar” iyi insanların yaşadığı sakin kasabımıza misafir olurlar. Böylelikle filmdeki gerilim artar ve biz kötü bir şeyler olacağını sezmeye başlarız. Kötü adamlar Tom’un restoranına soyguna gelir ve ortalıkta terör estirir. Fakat tam bu anda hiç beklemediğimiz bir şey olur ve Tom iki adamı da “ustalıkla”  “saf dışı bırakır”. Kendi ve restorandaki insanların hayatını kurtarmış fakat bu esnada büyük bir soğukkanlılıkla iki kişinin hayatına son vermiştir. Yaptığını elbette hoş görürüz ve olay sonrasında yerel bir kahraman ilan edilmesine şaşırmayız. Üstelik şahit oluğumuz şiddet gore unsurlar içermek şöyle dursun, oldukça estetize hatta zevk uyandıran türden bir şiddettir. Sonuç olarak biz de Tom’a kahramanlık nişanesini vermekte sakınca görmeyiz.

Her şey böylece bitti sanırken, olaydan sonra Tom’un yaşamaya başladığı huzursuzluk bize de bulaşır. Hiç istemesek de daha büyük, çirkin şeyler olacağını hissederiz. Olay sonrası restoranda gelen ve Tom’a ısrarla “Joey” diye hitap eden başka kötü adamların varlığına da önceden hazırlamış oluruz kendimizi. Tom Joey değildir, buna inanmak, emin olmalıyızdır. Tom’un anlamaz tavırları da bu inancımızı güçlendirir. Adamlar restorandan ayrılsın ve Tom’u rahat bıraksın isteriz. Maalesef işler hiç de umduğumuz gibi gitmeyecektir.

Bu sevimsiz karşılaşmadan sonra Tom ve ailesinin etrafında kara bulutlar dolaşmaya başlar. Büyük çocukları daha önce telkinle geçiştirdiği akran zorbalığına bu sefer herkesin ortasında kaba kuvvetle karşılık verir ve okuldan uzaklaştırılır. Tom artık iyi bir aile babası ve halk kahramanı olmanın yanında ellerine iki kişinin kanının bulaştığı karmaşık bir adamdır. Anne, küçük kızı ve ailesini kötü adamlardan korumak zorundadır. Annenin tüm olup biteni bütün çarpıcılığıyla öğrendikten sonra, durumu sindirmekte ne kadar zorlansa da ailesini bir arada tutma güdüsünü farklı şekillerde okuyabiliriz fakat bu yazıda şiddeti bastırma, bilinçdışına itme olarak yorumlayacağım.

David Crononberg, imzalı Şiddetin Tarihçesi (History of Violance)

Restoranda gerçekleşen münferit olay sonrasında Tom ve ailesinin yaşadığı gerginlik dolu günler artarak devam eder. İş öyle boyutlara varır ki, Tom ailesini “kötü adamlar”a karşı korumakta zorlanmaya başlar. İşyerinin önünden yavaşça geçen siyah arabanın içinde “düşmanları”nın bulunduğunu düşünüp eve kadar onca yolu koşarak gitmesi yaşadığı dehşet ve paranoyanın en açık göstergesidir. Ev halkı Tom’un bu olağandışılığını yaşadığı travma sonrası stres bozukluğuna vermek ister fakat sorunun çok daha derinlere kök saldığını seyirci kadar iyi bilmektedirler.

Ve sonunda beklenen olur; Tom ve ailesi kötü adamlarla yüzleşmek zorunda kalırlar. “Joey”i ait olduğu yere geri götürmek isteyen kötü adamlara Tom ve ailesi ustalıkla mukavemet eder. Okulda zorbalığa karşı kaba kuvvet gösterdiği için tokatlanan evin erkek çocuğu babasının düşmanlarını av tüfeğiyle vurur. Yaşanan kırılma ve akabinde getirdiği yabancılaşma muazzamdır. Hane halkı hem kendilerine hem birbirlerine yabancılaşmış ve bu yeni şiddet düzenini algılamak ve kabullenmekte zorlanmışlardır.

Tom/Joey’nin yapacağı tek bir şey kalmıştır; Geçmişiyle yüzleşmek. Bunun için 15 saat yol gider ve soluğu erkek kardeşinin yanında alır. Şiddetin artık estetize olmaktan çok uzak dışavurumuyla betimlenen uzun bir katliam sahnesinden sonra erkek kardeşini öldürüp çemberi tamamlayan Tom kanlı bedenini malikanenin önünde vaftiz olurcasına temizler ve evine geri döner. Hiçbir şey elbette steril kalmamış, korunamamıştır fakat eve döndüğünde aile fertlerinin en az biri tarafından kabul edilecek ve şiddet mefhum eylemlerinin ve zihinlerinin bir köşesine sinmiş halde yaşamlarına kaldıkları yerden devam edeceklerdir.

Abonemiz olmak ister misiniz?

Güncel yazılarımızdan haberdar olmak için, lütfen bize katılın!

Abone olduğunuz için teşekkürler

Bir şeyler ters gitti

Yorum bırakın

Aydan Yeşilırmak

Aydan Yeşilırmak

Dizi ve Sinema Yazarı
1987 İstanbul doğumluyum. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Matematik bölümü mezunuyum. Sinema okuryazarlığı diye bir kavramın varlığından haberdar olduğum lise yıllarımdan itibaren filmler, türler, oyuncular ve yönetmenlerle ilgili bulabildiğim her şeyi elimden geldiğince okumaya ve incelemeye çalışıyorum. Filmler üzerine düşünmeyi ve konuşmayı seviyorum.Mail yollamak için linke tıklayın.