Analiz

Gerçek Yüzümüzü Gösteren Siyah Aynalar

Bize Gerçek Yüzümüzü Gösteren Aynaların Rengi Siyahtır (Black Mirror, sezon 4, Metalhead bölüm incelemesi) 

Bazı zamanlar aynalardan korkarız değil mi? İşte o aynalar asırlarca insanlığın dikkatini çekmiş cisimler olup üzerlerine hep farklı anlamlar yüklenmiştir. Örneğin en bilindik inanış olarak aynalar bu dünya ile öteki dünya arasındaki sınırı sembolize ederler. Ruhlar âlemine açılan bir pencere gibi algılanırlar. Şamanlar, aynaya bakarak gelecekten haber verir veya kendi ruhunu görebilir. Gözle görünmeyen varlıkları gösterdiğine inanılır. Erlik Han, yanında bir ayna gezdirir ve buna baktığında insanların işledikleri tüm günahları görürmüş. Tam da bu gibi nedenlerden olacak ki genelde gece aynaya bakmak, uğursuzluk getireceği düşüncesiyle hoş karşılanmaz.

KARA AYNALAR

Kimi zaman korku filmleri yüzünden, kimi zaman bu inanışlar nedeniyle, kimi zaman da gerçekleştirdiğimiz bir suç veya işlediğimiz günah sonrasında gerçek yüzümüzü göstereceğini bildiğimizden dolayı korkar ve kafamızı kaldıramayız o üzeri gümüş kaplı camlara. Peki ya kara aynalar? Özellikle son 15 yılda çevremizi sarmış olan ve çoğunluğumuzun bir an olsun onlara bakmadan rahat edemediği, adeta bağımlısı olduğumuz bütün o teknolojik aletler neden bir dizinin ana ilham kaynağı ve hatta direk olarak ismi olmuş olabilir? İşte tam da burada her biri kapalı durumda iken kara birer aynaya dönüşen cep telefonları, televizyonlar, tabletler vb. ekranlara biraz daha yakından bakıp neden onlardan korkmadığımızı ve asıl onlardan en çok korkmamız gerektiğini düşünmemiz gerekiyor.

DİZİNİN ESAS AMACI VE İZLEYİCİNİN DÜŞÜNMESİ GEREKENLER

Dizimizin ismi Black Mirror olmasına rağmen aslında her geçen gün hızla gelişen teknolojinin her türlü alanda insanlığın hayatına edebileceği en güçlü ve olumsuz etkileri bizlere sergiliyor. Kimi zaman gözümüze çekilen dijital bir perde iken, kimi zaman da içinde sıkışıp kaldığımız bir bilgisayar oyunu oluyor dizimizin bize bahsettiği teknoloji. Teknolojiyi bu kadar kötülemek ve olumsuz şekillerde göstermek doğru mudur tartışılır ancak günümüzde özellikle tıp alanındaki teknolojik gelişmeler insanlığa çok faydası olacak türden gelişmeler. Son 20 yılda insan ömrünün uzamasını da buna kanıt göstermek çok yanlış olmayacaktır.

Lakin dizinin bize esas anlatmak istediği şey; böyle olayların hemen hepsinin yüzde yüz yaşanacak olması değil aksine böyle ihtimallerin ışığında teknolojinin getirdiği ilham sayesinde bizlere ufak uyarılar yapmak ve insanlığın elinde aslında herşeyin iyi ya da kötü bir şeye evrilebileceğini kanıtlamaya çalışmak. Dizinin dahi yazarı Charlie Brooker‘ın da diziyi anlattığı röportajlarından birinde dediği gibi dizi tamamiyle teknoloji bu seviyede bir gelişme yaşasa ve insanlığa altın tepside sunulsaydı en ekstrem olarak neler yaşanacaktı bunları anlatıyor. E bize de izleyip, anlatımlarına hayran kalıp; geleceği de düşünerek anlatılan hikayelerden ders çıkartmak kalıyor.

Teknoloji gerçekten bu kadar gelişmiş olsa ve böyle imkanlara sahip olsak acaba bu imkanları iyiye mi yoksa kötüye mi kullanırdık? Amacımız iyi olsa bile o teknolojik imkânın bizi nereye götüreceği, nasıl bir konuma sürükleyeceği hiç belli olmazdı. Tıpkı Arkangel bölümündeki gibi…

Bize Gerçek Yüzümüzü Gösteren Aynaların Rengi Siyahtır

SEZON FİNALİNE DOĞRU ESKİLERE ATIF

Dizinin etkileyici hikâye anlatımlarının yanında müzik seçimleri de şahane. Adeta o bölümün bir özetini geçen güftelere sahip, şaheser niteliğinde seçilen nostaljik ve duygu dolu şarkılardan oluşuyor. Benzer şekilde görüntü yönetimine de epey özenen ekip her hikayeyin akışına uygun yumuşak ve doğal bir yönetim ile seyirciyi anlatılan olayların dibine kadar sokuyor. Gerçekleşmesi imkânsız veya hiç inandırıcı görünmeyen bir hikâye anlatılıyor olsa dahi o senaryo, o görüntü yönetimi, o oyunculuklar, o kurgu ve o şarkılar ile en katı bireyin bile en azından bir kısmında etkileneceği ve bir takım duygular hissedeceği şeyler yaratabilecek bir ekip olduklarını böylece kanıtlamış oluyorlar.

Tam da bu sebepten dolayı her hikâyeye sonuna kadar inanıyor, kendimizi karakterler ile özdeşleştiriyoruz. Acaba biz böyle bir şey yaşasak ne yapardık, nasıl davranırdık diyoruz. Oyuncuların hikâyenin içinde bize aktardığı stresi biz de bünyemizde hissediyoruz. Bazı zamanlar ise hiç beklemediğimiz yerden vuruyor ve ufak ters köşeler yapmayı da seviyorlar. Bunu